Biz kadınlar, dünyanın en kuvvetli canlılarıyız sanırım. Daha cenin halindeyken farklılıklarımız oluşuyor; hatta annemizin rahmindeki yedinci ayımızda o küçücük bedenlerimizde başka bir canlıyı büyütebileceğimiz kendi rahmimiz oluşuyor. Düşünüldüğü zaman çok büyük bir güce, çok farklı bir bedene sahibiz. Ve biz o bedenlerle neler yapıyoruz…
11-12 yaşlarında başlıyor farklılaşma. Ve giderek, hızlanarak büyüyor. Bir de bakmışsın kendinden bir can yaratmışsın. Sonra onu, yine bedeninden gelen hem de doğada eşi benzeri olmayan bir besinle beslemişsin büyütmüşsün. Belki sonra bir tane daha, belki bir tane daha… Sadece doğurmak değil; onları beslemek, taşımak, oynamak hep sende. Hepsi senin bedeninle anlam buluyor. Sonra birden bir bakmışsın vücutta bazı şeyler değişmeye başlamış. O güçlü kuvvetli kadın gitmiş; kırılgan, narin, kırışık, kamburumsu bir yapıya dönüşmüş. Bu kadar yük ağır mı geliyor; yoksa onu zamanında gerektiği gibi koruyup kollayamıyoruz ve bizden öc mü alıyor. “Senelerce beni düşünmeden, beni kollamadan, korumadan kullandın; artık ben de kendimi sana kullandırtmayacağım” mı demek istiyor?
SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMAK! Doğumdan ölüme kadar tek bir vücuda sahibiz. Aynı ayakların üstünde durup, aynı kollarla eşya taşıyacağız; hatta aynı dizlerle eğilip kalkacağız. O halde önce biz Kadınlar, vücudumuza sahip çıkmayı, onu koruyup kollamayı öğrenmeliyiz ve bizden sonraki nesillere aktarabilmeliyiz. 80 yaşımıza geldiğimizde en az 60 yaşımızdaki kadar dinç; 60 yaşımızda 30 yaşımızdaki kadar kuvvetli olabilmek için şimdiden kontrolü ele almalıyız. Hiçbir zaman geç değil!






















