“Kendine özgürleşmek” diye bir kavram duydun mu daha önce? Ben daha önce duydum mu, yoksa şu anda ben mi yarattım bu cümleyi bilmiyorum; önemli olan bilinçaltımdan böyle bir kelimenin, daha doğrusu olgunun tam da bunu yaşadığım ve hissettiğim zamanda ortaya dökülüvermesi…
İçinde bir şeylerin boşaldığını hissetmek. Senelerdir, seni eğerlerinden tutuyormuşçasına yönlendiren, sana olur-olmaz diye söz geçirmeye çalışan bir elin, sesin, gücün bir anda Allaaddin’in sihirli lambasındaki cin gibi “bom” diye yok olması gibi bir duygu…
İçinde uzun süredir kapalı kalan bir kapının yavaşça açılması gibi.
Nefesin göğüsten değil de karnından kocaman bir nefes olarak gelmesi gibi.
Böyle hissetmemeliyim, düşünmemeliyim, yapmamalıyım yerini “böyle hissediyorum, böyle yapıyorum, böyle düşünüyorum ve bu yeterince gerçek” demek gibi.
Omuzlardan sessizce inan bir yük gibi.
Sürekli tetikte olma halinin çözülmesi gibi.
İçindeki “acaba yanlış mıyım?” sesinin kısılması gibi.
Bu bir boşluk değil; tedirginlik, ne olacak kaygısı hiç değil!
Rahatlama, güven, sınırsızlık duygusu.
Güven, kendine güven.
Rahatlama, kendin için rahatlama.
Sınırsızlık duygusu; kendinin özgürleşmesi…
Bu bir isyan değil; bir hatırlayış hali.
Kendime ait olanı ifade ederken, artık kimseye ait olmama hali.
İçimdeki gerçeğin dışarı çıkmasına izin vermek ve bunun için kimseden onay beklememek hali.
Özgürleşmeyi dış dünyadan değil, kendimle olan ilişkiden doğurma hali.
Bu bir kaçış değil; bir yaklaşma hali.
Başkalarından özgürleşmekten önce, kendine geri dönme cesaretini gösterebilme hali.
Kendini inkar etmeden var olabilme hali.
Kendine Özgürleşmek, kendinden kaçmayı bırakmakla
Ne eksik, ne fazla olmaya çalışmadan
Teslimiyet ve idrakle olduğum halimle var olma hali…




















