Bebekliğini hatırlar mısın?! Hele ki cenin halini, doğumunu, 0-1 yaş aralığını…? Resimlerinden, sana anlatılan anılardan, saklanan kıyafetlerden, belki videolardan… O dönemin nasıl zor bir dönem olduğunu, nelerin üstesinden gelmen gerektiğini, neleri anlaman öğrenmen gerektiğinden bahsedilir mi hiç, pek sanmıyorum. Bahsedilse bile güzel, komik, eğlenceli bir şekilde anlatılır. İşte ben tam da bunu anlatmak istiyorum sana; bir cenin nasıl büyür, nasıl doğar ve ayağa kalkar.
Şu anda tam olarak 45 yaş 11 aylığım, 46’ya bir ay kaldı ve ben o yukarıda bahsettiğim 0-1 yaş aralığının tam olarak içindeyim. Dünyaya gelmek hiç de kolay olmadı; yaklaşık 44 yıl süren bir hamilelik sürecim oldu. Bu süre boyunca sağdan, soldan, çevreden, arkadaştan, konudan komşudan anne-babadan, eşten sürekli dirsek darbeleri aldım, bir o tarafa bir bu tarafa atıldım, orada olmaz burada dur, burada olmaz şuraya git; öyle yapma böyle yap; kim ne derse ona uydum, onun suyuna gittim, onu mutlu etmeye çalıştım. Kim nasıl isterse onun gibi davrandım, ona boyun eğdim. O 44 yıllık cenin bütün bu darbelerin iziyle şekillendi; yoğruldu. Başını kaldırıp ben neredeyim, ne yapıyorum, bu insanlar kim demedi, diyemedi, demek isteyemedi. Onların söylediği, yaptığı, gösterdiği doğrudur dedi aldı koynuna, koydu başının üstüne. Şiştikçe şişti, şekilden şekle büründü. Ta ki içerideki küçük can onun eteğini çekip ‘bana bir baksana ne haldeyim’ diyene kadar…
Nefesi kesilmişti, ezilmiş büzüşmüş içine çekilmiş; küçücük kalmıştı o “can”. Gördüklerine inanamadı; neden böyle olmuştu ki, o herkesin gözetimi altında büyüyordu. Herkesin sözünü fazlasıyla dinliyordu. Çok ciciydi, kimseyi üzmek istemez, herkes nasıl istiyorsa öyle davranır, ne söylenmesi gerekiyorsa onu söyler, bir lafı ikiletmez, kim ne yapmak ister, nereye gitmek isterse hemen kabul eder, herkesin yardımına koşardı… Hep bir “herkes” vardı etrafında. Evet ‘hep bir herkes vardı etrafında’; ‘kendisinin’ etrafında ‘herkes’ vardı sürekli, onlarla bezenmişti, onlarla yontulmuştu, onlarla büyümüştü, onlarla var olmuştu! Ta ki o küçük can eteğini çekip gerçek halini ona gösterene kadar! Küçücüktü, sesi çıkmakta zorlanıyordu, kendisini duyuramamıştı ya bu kadar zaman, içine çekilmişti iyiden iyiye. Büzüşmüş, suyu çekilmiş bir meyve gibiydi. Neler olduğunu, ona ne yaptığını, nasıl bu hale geldiğini hemen anlayamasa da bahrına bastı onu, öpüp kokladı, içesine sarıldı ona; sanki 40 yıllık bir dostu görmüşçesine mutluydu, huzurluydu. İşte o andan sonra başladı ayrılmaz dostlukları. Söz vermişti ona ‘öncelikle seni çok sağlıklı bir cenin haline getirip büyüteceğim ve sonrasında doğduğunda hem dünya bambaşka bir dünya olacak hem de sen bambaşka bir sen olacaksın’ diye.
Ekim 2023-Ağustos 2024, cenin süreci…
Köklenme, tanıma, tanınma, güvenli bir alan arayışı, sesini çıkartmaya cüret edebilme, kendisini var edebilme cesaretini gösterebilme ve doğum.
Acısıyla, neşesiyle, hüznüyle, siniriyle, isyanıyla, kabullenişiyle, idrakıyla geçen bir doğum süreci. Ve şükür!
Ağustos 2024-Ağustos 2025, 0-1 yaş aralığı…
Aynı bir bebeğin ilk doğduğunda her yeri her şeyi siyah-beyaz görmesi gibi, ellerine ayaklarına bakıp onları tanıması, aynaya baktığında kendisinden korkması gibi; ağzından ürkek ama istekli kelimeler çıkarmak istemesi gibi, bedeninde kendi büyüme ritmini yaratması, neyin ne zaman olacağını içinden taa derinliklerden bir bilge edasıyla bilmesi gibi, emeklemeye başlayıp neler yapabileceğine dair heyecanlanması, ama birden o heyecanla ayağa kalkmaya çalışırken tökezleyip düşmesi gibi, içindeki bilgenin düşmesine rağmen yoluna devam etmesini söylemesi gibi.
Sonsuz bir teslimiyet, güven, kabulleniş ve “bir” olma hali gibi…
